Kendini geliştirmeye devam ederken başka bir takım insanları kendinden aşağı görmek ve zaman zaman yaşamayı dahi haketmediklerini düşünmenin psikolojide yeri var mı bilmiyorum. Zaten olup olmadığıyla pek ilgilendiğimi de söyleyemem. Zira var olmasa da bazı şeyler bana böyle bir şeyin olduğunu açıklar nitelikte geliyor ya da sayı takıkları gibi kendi paradoksumda debelenip duruyorum, bilmiyorum.
Hayatta herkesin zaman zaman bazı insanlara bakarak onlardan iğrendiğini düşünürüm. Bu düşünceye bir kereliğine bile sahip olmamış bir insan zannımca yoktur. Bunlar da bana kalırsa kişisel tercihlerimizin, alışkanlıklarımızın ve bazı keyif duyduğumuz şeylerin çok küçük noktalarının da olsa bizi esir almasından, bizim zaafımız olarak yanımızdan ayrılmamasından kaynaklıdır. Mesela; kişisel temizliğin esiri olmuş bir insan, son derece pis bir insandan iğrenebilir, bir tarz giyimi benimsemiş bir insana diğer bir tarza ölümüne bağlı bir insanın iğrenç geldiği gibi. Kendini geliştirmeye adamış hümanist bir insanın hayattaki tek amacı para tutmak ve o parayı harcamayarak daha da fazla para tutmaya çalışan, bu paraları da asla ve asla kendi dahil hiç kimse için harcamayan bir insana karşı ‘iğrenç’ düşünceleri gibi bu örnekler çoğaltılabilir. Zaten bunun için örnek teşkil edecek insanlar her geçen gün haberlerde karşımıza çıkıyor. Bazıları kendi çapında etkiye neden olurken, bazıları ise toplumsal hareketlere neden oluyor, bazıları ise toplumu kaosa sürükleyebiliyor. Ancak her kim olursa olsun, düşüncesi dedikodu olarak da kalsa, 93 kişiyi de öldürse, bir ırkı yok etmeye de kalkışsa bir şekilde iğreniyor.
İğrenme hissi nedendir bilmem ama hemen her toplumda büyük temsilcilerini yaratabilmekte. Bunun milleti, ırkı, gelişmişi, cahili yok. Ayrıca medyada pompalandığı gibi geçmişi ve geleceği de yok. Zira enformasyon bombardımanı yüzünden herkesin artık kendi evinde birer ordu bile kurup örgütleyebileceği konuşulurken, eskiden bir köy kahvesine gidip bir kadının iffetsizliğinden bahsedip, onu öldürmek gerektiğini bağırarak anlatan birinin peşine onlarca fedai katılıp da katledilen insanlar bulunabilirdi. Bu ihtimaller ileride de evrilerek devam edecek, ancak kendini ‘büyük’ görme hiçbir zaman eksilmeyecek, çünkü kendini ‘büyük’ görmeyen insanın bir amacı kalmamış demektir, o zaman da yaşamasına kendi açısından da gerek olmadığından o artık ‘küçük’ olarak başka bir ‘büyük’ yerine düşünüp kendini öldürür. Ancak buradaki ‘temel sorun’ bence bazı temsilcilerin büyük düşünmeleridir. Bu eylemlere sorun denebilir mi ondan da emin değilim, çünkü ortada bu düşüncelerin yol açmış olduğu güvenlik sorununa istinaden geliştirilen sözde savunma sanayisinin (Sözde diyorum, çünkü adı üstünde savunma sanayileri diğer devletlere zaman zaman saldıran aynı güçleri oluşturan sanayidir. ) bu düşüncelerden ve sonunda ortaya çıkan eylemlerden beslenmesi son derece olası bir ihtimal.
Biz ne kadar iğrensek de, bazılarını, bazı şeyleri sevmesek de bu hissiyatlarımızı kontrol altında tutamadığımız an oluşacak hasarları göz önüne alabilmemiz gerekmekte. Belki hiçbir zaman bu hisleri içimizden atamayacağız ama onu basit birer mahalle dedikodusundan eyleme döndürmememiz ve bunu kullanabilecek insan ya da örgütlere de bu şansları vermememiz bizim elimizde. Umarım dedikoduya evrilir ve öteye geçmez iğrenmeniz.
Apple’ın bebeğime yaptığı jest!
Ruslardan korkulur valla.
Tek yol devrim :P (fotoşoplarımdan seçmeler)
Sevgilime 14 Şubat Mektubu
Günaydın salak sevgilim! Esneyerek uyandığın, seneler yatsan doyamayacağın bu sabah, tüm dünyanın; senin, benim ve diğer tüm çiftlerin nezdinde sevgililiği kutladığı, birçoklarının kapitalizmin oyunu dediği, bazıları için dünyanın en önemli, bazıları için en anlamsız, bazıları için haberdar olunmayan bir gün. Bizim içinse birbirimizi mutlu edebilmek için sadece bir fırsat daha. Bize ait olan en ufak tefek günlerin bile önemi oldukça fazlayken bu günün önemi bizle birlikte tüm dünyadaki çiftlerle paylaşıldığından biraz daha düşük elbette malovırım! Gerizekalım benim. Sen şimdi çok uzaktayken ben de böyle uyumamışken oturdum Google’a girdim. Sonra bir baktım Google saçma sapan bir renge ve şekle bürünmüş. Sonra ben bu saçma renkli Diyarbakır karpuzu gibi şekilden bir şeyler çıkarmaya çalışırken çiçekçilerin biri gidip biri gelmeye başlayınca binaya, aklıma sana mektup yazmak geldi malım benim. Tabii ki bu çiçeklerin hepsi de gül olunca aklıma bir şey daha geldi şapşalım! Ortaköy’de bize jest yapıp arabanın açık penceresinden senin için gül yaprakları atan çiçekçiye camları kapatıp siktir çekerek karşılık vermemiz! Ne güzel ve ne sıcak bir gündü değil mi mal sevgilim benim :) En sevdiğim özelliklerinden biri de bu aslında biliyor musun aptik. Çiçek sevmemen. Daha doğrusu sevmen ama bir hediye olarak çok demode ve saçma sapan bulman. Keşke yine yaz olsa, üşümesek ve en önemlisi de yanımda olsan değil mi salak! Ama şimdi hem uzaktasın, hem üşüyoruz. Big Day’e 63 kalan bu önemli günde yaklaşık 1 saate kadar sen de saçma sapan bir toplantıda sıkılmak için ayağa kalkacaksın mal. Bunu yaparken kesin ellerin de buz tutar. Bok vardı da gittin değil mi aptal! Şu an çok sinirlendim düşününce gerizekalı! Her neyse, olan oldu artık, biz buluşacağımız günlerin gelmesine bakalım. Artık bir an önce gelsin o günler ya! Bugün, bu özel günde -zira 63 tek sayı olsa da az kaldığından önemli bir gündür- güzel hatırlan istedim şapşal bebeğim! Bugünün tek sayıya denk gelmesi de sadece bu seneki şanssızlığımız olsun malovır. Sen şimdi bunu kesin düşümüşsündür diye ben önceden söyleyeyim dedim. :) Bu hatırlatmayı yaparken de sana çok sinir olduğumdan mıdır nedir, aklıma MFÖ konseri geldi. Of çok güzeldi! Senin uçukvari yaran -made by me :)-, benim uzun sakallarım ve orta uzunluktaki saçlarımla ne de güzeldik bitanem. Keşke o günlere dönsek falan demeyeceğim ama o günlerin evrilmiş hallerini yanına geldiğimde yaşayalım diyeceğim bebeğim. Hayalimiz olan turda avuçlarımın arasından hiç çıkmasın ellerin, yüzün, saçların. Tamam mı güzel sevgilim benim? Seni çok özledim yavrum. Çok seviyorum seni!
Filed under Dilda Eşiyok Murat Can Buluz
Metrobuse binmek kolay degil bu gunlerde! (Taken with instagram)
Beyoglu’nda bir Ankarali. Cilgin seni :) (Taken with instagram)
Neyin resmini çizebilirsin? diye sorulsa senin aksine ben boş boş bakalibirim ancak Abidin! Dünyada olan biten ne var ki neyin resmini çizebileyim der ve anında vazgeçerim düşünmekten. Sanki ben körüm ya da körler aslında görüyor. Saramago körlük romanını yazarken de benim gibi kör müydü acaba? Ya da benim mi götüm kalkıyor bilmiyorum.
Hayatımın uzunca bir zaman diliminde düşünemiyor, düşünsem yazamıyor, yazsam beceremiyorum ben Abidin. Her şeyi siliyor, hiçbir yöne bakmıyor, aslında birçok şeyden korkuyorum. Gitgide içine düştüğüm umutsuzluk beni sefil, acınası bir adam yaptı iyice. Her gün işime başladığım günlerde yapabildiğim tek özgürlük sakalımın ancak farkedilmeyecek bir kısmını kesmemem. Bugün kulağa yakın bir yer seçtim mesela. Kendi kendime dünyaya meydan okuyordum çünkü! Duyun, kulağınıza küpe olsun söylediklerim diye. Oysa ne söylüyordum ki? Susarak mı bir şeyler anlatıyordum, yoksa benden daha düşük zekalı görünenlere üstün olduğumu göstermeye çalışırken kestiğim ahkamları mı nutuk sayıyordum?
Ben bir şeyleri anlatırken kendimi bile dinlemeyen bir adamım Abidin. Birini dinlerken faulünün nasıl da kulağına doğru ek yaptığını izleyip, memlekette berber de kalmadı diye düşünürken evet ağabey, çok haklısın, nasıl da iyi bir insansın triplerine karşımdakini çekmeyi bilmekten başka bir becerim yok. Bu beni iyi bir insan yapmaya yeten bir özellik. Çünkü insanlar (yalandan da olsa) önemsenilmek istiyor ve rol yapan palavracı benleri çok seviyor. Aslında nasıl da çaresiz, nasıl da kimsesizim! Bilenler beni aristokrat sansın diye o bozuk şivemi bile senelerdir nasıl düzelttim bilemezsin. Bu kendi çöplüğümü kurma hevesim beni nice yollara sürükleyip, çokça hata yapmamı da sağladı ancak bir gerçek var ki beni çaresizlikten kıvrandıran; 32 yaşıma geldim ve henüz hiç gerçekten eğlenmedim!
Askerliği bitireli bir 9-10 sene kadar oluyor Abidin. Benim için dönüm noktasını geçeli, adam olalı 10 sene olmuş yani. Toy zamanlarımda hevesli olduğum rol kesme sevdamı askerde iyice pekiştirdim ve tam anlamıyla profesyonelleştim. Herkesçe sevilip, kimsenin hatırlamadığı ve bu şekilde tüm zararlardan kurtulan bir adamı adamakıllı inşa edip bedenime yüklediğim yer nizamiyenin ardı oldu. İş yerindekilere, asker arkadaşlarıma, komutanlarıma, müdürlerime, aileme vs. beni sorsan, süper bir insan derler belki de kimse ölsem gözyaşı dahi dökemez. Ama olsun. Ben de onlar için dökmem ki zaten!
Asker dönüşü girdiğim bu manasız işte sürekli yattığım halde en çok çalışan görünmek benim için hiç de zor olmadı Abidin. Her gün işe 15 dakika erken gelip erken çıkmak için yırtınmam çünkü. Tam 8 buçuk senedir bir kez olsun geç kalmışlığım ya da erken çıkmışlığım yoktur. Tam bir işçiyim ve bu beni en çalışkan insan yapıyor. Ancak silikliğimden dolayı bunca sene herhangi bir terfinin yakınından bile geçmedim. Hoş geçsem de zaten ben istemem. Daha fazla sorumluluk rol kesmemi engelleyip beni ben olmaktan çıkarır ki bu da hiç işime gelmez. Hayata bununla tutunmuş bir adamı alıp da müdür yaparsanız mutsuzluktan kendini vurur. Hoş ben onu da yapamam! Namluyu kafama dayasam önce kendimi kandırırım ben. Kendi kendime rol keserim ve korkaklığımı yine bastırır, başka yöne kaydırır, ve bir şekilde o aleti ateşlemem. Ama ateşleyemediğim anlaşılmaz, kahraman da olmam. Sadece vazgeçti olurum. O da iki güne unutulur gider.
Bu sefil hayatı fark edip de neden yaşıyorum diye hiç sormadım ben kendime Abidin. Gerçi sorsam da bir şeyi değiştirmez, o gücü kendimde göremez, değişince başıma geleceklerden korkar ve kendimi yeniden kandırıp olayı sümen altı ederim. Bu hayata bir korkak gibi ağlayarak gelip bir korkak gibi acıdan kıvranarak ayrılacağım ben. Bundan herhangi bir hoşnutsuzluğum yok. Aksine gayet mutluyum bu durumdan. Bu durumun da suçunu atmak nasılsa kolay çünkü. Korkak yaratılmışım ben ne yapayım canım!
Eksik hikayemi dahi anlatmaktan, boyumu, yaşadığım yeri, sevdiğim şeyleri, eğlencelerimi, anılarımı söylemekten acizim ben. Çünkü ben hiç eğlenmedim Abidin! Ben hep gülmemin yararlı görüneceği şeylere playback yapıp mutluluktan uçuyor görünmemin takdir edileceği ortamlarda uçtum yalandan. O yüzden hayatımın ortasında bunu anlatıp kendimi gereksiz değişecekmişim havalarına sokmamın anlamı yok. Bunlar bana zaman kaybı ve aylaklıktan başka ne getirir ki? Aksine sefil benliğime fiyakalı paketleme yapmamı engeller ancak ve ben en azından bu kadarına katlananamam!
Biliyorum ki bundan 30 yıl sonra yazdığım yazıda da farklı şeyler demeyeceğim. Yine korkaklığımdan bahsedeceğim ve ölümden de korktuğumdan -yaşamanın bu kadar manasız olduğunu düşündüğüm halde- bana yakınlığından bahsedip laflarımı geveleyeceğim. En çok da seni kıskanacağım Abidin! Her bokun resmini çizebildiğin, kimse sikinde olmadığı halde sevildiğin, benim gibi sefilleşmediğin için.